İskender Pala'nın Kapı yayınları tarafından basılan
"Babil'de Ölüm
İstanbul'da Aşk" kitabı bu yazı yazıldığı tarihlerde 61. basımda
idi. Eminim bu sayı ilerleyen süreçte artacaktır.
Açıkçası eskiden sevdiğim bir yazar olmasına rağmen
Şah ve Sultan kitabını okuduğumdan beri İskender PALA kitaplarını
okumamayı tercih ediyordum. Arkadaş çevremdeki ve İnternet ortamındaki
övgüler ve tavsiyelere bakarak bu kararımdan vazgeçerek "Babil'de
Ölüm İstanbul'da Aşk" kitabını geçen haftalarda okudum.
Kısa sürede kitabı bitirmiş olmama rağmen(3-4 gün)
uzun süredir okuyormuşum hissi uyandıran kitap bazı bölümlerinde gerçekten
insanı yoruyor. İskender PALA yazım dili olarak çok sade ve anlaşılır bir dil
kullanmasına rağmen bu kitabında sanki bildiği her şeyi göstermek ve okuyucuyla
paylaşmak istemiş sanki, ve bu nedenle kitabın bazı bölümleri hiç bitmeyecekmiş
gibi geliyor.
Kitap Divan Edebiyatı şairi Fuzuli'nin
ölümsüz eseri Leyla ile Mecnun kitabının orijinal kopyasının
başından geçen olayları konu alıyor.
Hikaye Dicle kıyısında güzel bir kadın tarafından
yoğrulan ve bu kadına aşık olan kağıdın Şair Fuzuli tarafından alınıp kitabı
için kullanmasıyla başlıyor ve Yüzyıllar sürecek bir macera başlıyor. Kitap da
gizli örgütler binlerce yıllık gizemler, hazine avcıları ve pek çok konu iç içe
geçmiş bir hızla akıyor. Olayların geçtiği yüzyılları şiirsel bir dille aktaran
İskender PALA betimleme konusundaki ustalığını bir kez daha gösteriyor.
Fakat İskender PALA'NIN bu kitabında da kurgu nerede
başlıyor? Anlatılanlardan hangisi gerçek hangileri sadece hikaye? Ayırmak
mümkün değil. Bu nedenle kitabı okurken bir tarih kitabı veya tarihi bir metin
olarak değil sadece bir roman olarak okunması gerektiğini unutmamak lazım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder